20/11/2009 - Konu: 5 numaralı parşömen: Bugün!..
5 numaralı parşömen: Bugün!..
Bugünü son günümmüş gibi yaşayacağım. Bana bahşedilen bu son değerli günde ne yapmalıyım?
İlk önce, hayat kabını öyle sıkı kapatmalıyım ki, tek bir damlası bile kumlara akmasın. Bir anını bile dünün talihsizliklerine, yenilgilerine, dünün ıstıraplarına yakınmakla harcamamalıyım; niçin iyiyi kötüye feda edeyim ki? Kum saatindeki kum tanecikleri yukarı doğru akabilir mi? Güneş battığı yerden doğabilir, doğduğu yerden batabilir mi? Dünün sıkıntılarını hafifletebilir ve düzeltebilir miyim? Dünün yaralarını geriye çağırıp iyileştirebilir miyim? Dünden daha genç olabilir miyim? Ağızdan çıkan kötü sözleri, indirilen darbeleri, verilen acıları geriye alabilir miyim? Hayır.
Dün ebediyen gömülmüştür ve bir daha dünü düşünmeyeceğim. Bugünü son günümmüş gibi yaşayacağım.
Peki o zaman ne yapmalıyım? Dünü unuturken, yarını da düşünmeyeceğim. Şimdi'yi niçin belki'ye feda edeyim? Yarının kumları, bugününkilerden önce akabilir mi? Güneş bu sabah iki kez mi doğacak? Bugünün yolunda yürürken yarının işlerini yapabilir miyim? Yarının altınlarını bugünün kesesine koyabilir miyim? Yarının çocuğu bugün doğabilir mi? Yarınki ölüm, gölgesiyle bugünün sevincini karartabilir mi? Kendimi, hiçbir zaman tanık olmadığım olayların üzerinde görebilir miyim? Hiçbir zaman gündeme gelmeyecek sorunlarla kendime eziyet edebilir miyim? Hayır!
Yarın, dünle birlikte gömülüdür ve ben bir daha onu düşünmeyeceğim. Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım.
Sahip olduğum her şey bugündür ve bu saatler şu anda sonsuzdur. Güneşin doğuşunu idam cezası ertelenmiş bir mahkûm gibi sevinç çığlıklarıyla selamlayacağım. Kollarımı, o paha biçilmez armağana, yeni bir güne doğru uzatacağım. Aynı şekilde, daha dün, gün doğuşunu selamlayan ama artık bugün hayatta olmayanları düşündüğümde şükredeceğim. Ben gerçekten de talihli bir insanım ve bugünün saatleri hak edilmemiş ikramiye gibiler. Benden çok daha iyi olanlar ayrıldıkları halde, bana niçin fazladan bir gün bahşedildi? Onlar amaçlarına ulaştılar da benimki henüz başarılmadı mı? Tabiatta bir amaç var mı? Bu benim fazladan bir günüm mü?
Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım. Yalnızca bir tek hayatım var ve hayat bir zaman ölçüsünden başka bir şey değildir. Eğer birini harcarsam, ötekini de yok etmiş olurum. Bugünü harcarsam, hayatımın son sayfasını da yok etmiş olurum. O nedenle, bugünün her anını bağrıma basıyorum, çünkü bir daha geri gelmeyecek. Yarın çekilmek üzere bugün bankaya yatırılamaz; kim rüzgârı tuzağa düşürebilir ki?
Bugünün her anına iki elimle sarılıp sevgiyle okşayacağım, çünkü değerine paha biçilemez. Karşılığında bütün altınlarını vermeye hazır olan yaşlı adam, bir nefes satın alabilir mi? Gelecek saatlere ne kadar bir fiyat biçebilirim ki? Onları paha biçilmez kılacağım.
Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım.
* Zaman öldürme araçlarından kesinlikle kaçınacağım. * Sürüncemede bırakmayı eylemle yok edeceğim. * Kuşkuyu inancın altına gömeceğim. * Korkuyu güven ile dağıtacağım. * Boşboğazlara kulak vermeyecek, işlemeyen ellerle oyalanmayacak, aylakların bulunduğu yere gitmeyeceğim.
Bundan böyle biliyorum ki, aylaklığa fırsat vermek, sevdiklerimin yiyeceğini, giyeceğini ve sevgisini çalmaktır. Ben sevgi dolu bir insanım ve bugün sevgimi ve büyüklüğümü kanıtlamak için son günümdür.
Bugünü son günümmüş gibi yaşayacağım. Bugünün görevlerini bugün yerine getireceğim.
* Bugün, çocuklarımı okşayacağım; yarın olmayabilirler, tabii ben de. * Bugün kadınımı tatlı öpücüklere boğacağım; yarın olmayabilir, tabii ben de. Bugün ihtiyaç içindeki dostuma destek olacağım, yarın yardıma çağırmayabilir ya da ben sesini duyamayabilirim. * Bugün kendimi adayıp çalışacağım, yarın ne verecek bir şeyim de ne alacak bir kimsem kalmayabilir.
Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım.
Eğer bu benim son günümse, benim en büyük anıtım olmalıdır. Bugünü hayatımın en iyi günü yapmalıyım. Bugün her dakikayı sonuna dek içeceğim. Tadına bakacak ve şükredeceğim. Her bir saatini sayacak, her dakikasını değerli bir şeyle dolduracağım. Hiç çalışmadığım kadar çalışacak, kaslarımı bağırtıncaya kadar yoracak ve sonra devam edeceğim. Bugünün her dakikası, dünün saatlerinden daha bereketli olacak. En son günüm, en iyi günüm olmalı.
Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım. Ve eğer son günüm değilse, diz çöküp şükredeceğim.
OG MANDIGO'nun Boyner yayınlarından çıkan "Dünyadaki En Büyük Satıcı" kitabından
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/3/2009 - Kahverengi gözlüler için makyaj önerileri
| |
| | Makyaj ile ilgili en çok sorulan soru ‘Göz rengim için en uygun renkteki far hangisidir?’ sorusudur... | |
 Far Seçimi
Genel makyaj önerilerinde kahverengi gözler için önerilen renkler kahverengi, bej ve doğal tonlardır. Gri tonlar, menekşe ve mor da hoş durur. Haki ve zeytin yeşili mükemmel bir kombinasyon sağlar. Bakır ya da altın rengini de korkmadan deneyebilirsiniz.
Gözünüzde elalık varsa yeşil farları da kullanabilirsiniz. Genelde göz renginiz ile aynı renkteki farları kullanmamanız gerektiği söylense de kahverengi gözlülere kahverengi; yeşil gözlülere de yeşil far çok yakışmaktadır. Önemli olan doğru tonu bulabilmektir. Kahverenginin tüm tonlarını rahatlıkla kullanabilecekken mor, yeşil ve mavi gibi renkler konusunda ton seçiminde daha dikkatli olmalısınız.
Kaçınılması Gereken Renkler
Pembe ya da leylak rengi far, kahverengi gözlülerin göz çevresinin şiş gözükmesine neden olur. Bu tabii ki tüm kadınlar ve tüm pembe tonları için geçerli değildir ama risk almak istemiyorsanız pembeden kaçınmalısınız. Aynı şeyler leylak rengi için de geçerlidir. Bunun nedeni de kahverengi gözlü kadınların cilt tonları daha sarıya yakındır ve sıcak bir cilt tonudur.
Oysa ki pembe ve leylak rengi soğuk renklerdir. Pembenin içindeki mavi cilt tonunuzdaki sarı ile çakışarak hoş bir görünüm yaratmaz. Bunun dışında mavi renkte far konusunda da dikkatli olmalısınız. Bu tüm göz renkleri için geçerlidir.
Uygun Göz Kalemi Renkleri
Kahverengi gözlüler mutlaka ya siyah renkte ya da koyu kahvrengi renkte göz kalemi kullanmalıdır. Tabii ki eğer küçük gözlerinizi büyük göstermek ya da bunun gibi başka renkte göz kalemlerine ihtiyacınız olduğu durumlarda bakır, lacivert ve gümüş rengini de deneyebilirsiniz.
|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/1/2009 - DİYARBAKIR'da neler oluyor?...
DİYARBAKIR'da neler oluyor?...
İSTİNAF ( ! ) MAHKEMESİ İNŞAATI > Lütfen sabır ve dikkatle okuyun !............ ÇOK ÇOOOK önemlidir...!!!!) > Bir dosttan gelen çarpıcı bir mail…… > Siz de okuyup herkese göndererek bilinçlendirin… > Bir resmi bina inşaatı !... Önündeki tabelada şunlar yazıyor: > DİYARBAKIR İSTİNAF MAHKEMESİ BİNASI İNŞAATI *Construction of Court of Appeal Building Diyarbakır* > Hibe Sözleşme bedeli: 7 milyon 284 bin euro. > Financed by ( Parayı veren ): Avrupa Birliği (European Union) > Faydalanıcı : T.C Adalet Bakanlığı > (Republic of Turkey, Ministry of Justice ) > Şu anda ülkemizde istinaf mahkemeleri yoktur. AKP hükümeti bu mahkemeleri > kurmak için, yasa tasarısı hazırlamaktadır. yani yasa henüz > kanunlaşmamıştır. Tesadüf bu ya; bu mahkemelerin kurulmasını AB'de çok ısrarlı > bir şekilde istemektedir. AB' nin projesi ülkemizin bölünmesi sonrası, > bu mahkemelerin eyalet mahkemeleri olarak kullanılmasıdır. AB bunu açık açık dile getirmektedir. > AB sonuçtan o derece emindir ki, 7.3 milyon euroyu bir çırpıda bağışlamış, mahkeme binasının inşaatına bile başlamıştır.Üstelik nerede ?.. Tesadüf bu ya; yine Diyarbakır'da. > 'İstinaf' sözlük anlamı nedir ?.. > Mahkemenin verdiği kararı kabul etmeyerek bunu istinaf mahkemesine taşımak. > Yani Yargıtay ile Mahkeme arası bir şey.... > Özgür ülkemin, özgür meclisinin, özgür insanları. Özgür ülkemde, özgür > meclisimin kararı bile olmadan, yasası bile olmadan, özgür ülkem daha > bölünmeden, AB bu mahkeme inşaatını nasıl yaptırabilmektedir ? > Lütfen…. gönderebileceğiniz herkese gönderin.. lütfen..Artık son > şanslarımız. - - - - - - - - - - - - - - - * * * * * * * * - - -- -- - - - - > İşte olayın ikinci perdesi….. daha da şaşıracaksınız… > Yer, Diyarbakır ... > Bu güne kadar yok bomba patladı, yok isyan çıktı, yok bilmem ne oldu diye seyrettiğimiz Diyarbakır…….. > Hiç bu kadar önemli bir tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştı. > İsyan çıkar bastırırsın, yangın çıkar söndürürsün, ama bu durumun altından > nasıl kalkarlar Allah bilir... > NE MI OLDU? > Bildiğiniz üzere her belediyenin kendine has bütçesi, teşebbüsleri falan > vardır. Ama Diyarbakır , özel olarak > planlanmış özerk bütçesine kavuştu. Bu bütçe; vakıflar, anonim şirketler ve > meşhur belediye teşebbüsleriyle faaliyete geçirildi. > Şu anda Diyarbakır belediyesinin kurduğu ' Diyar A.Ş.' ye oluk oluk dış > kaynaklı sermaye akmaya başladı. > Yakın gelecekteki hedefleri borsaya açılmak. Bu ne demek oluyor? Bu demek > oluyor ki, bir nevi Kurdistan hisse senedi > çıkaracaklar. Dış yatırımcı, iç yatırımcı, kürt Türk demeden herkes çılgın > gibi hisse alıp ' Diyar A.Ş.' ye çığ gibi para akıtacaklar. > Çünkü dış kaynaklı yatırımcılar tarafından desteklenecek bir oluşum. > BiR ALTIN YUMURTLAYAN TAVUK... > Son yüzyılın şahane bir buluşu... > YENİ KÜRDISTANI TÜRK HALKININ PARASIYLA FİNANSE ET !... > Neden mi? > Çünkü bu hisseden çok para kazanacağını bilen her yatırımcı kazandığı > paraya bakacak. Kimin umurunda > Kürdistanı finanse etmiş etmemiş….. Herkes cebinin dolduğuna bakacak. > Bu şirket henüz borsaya açılmadan 1 ayda 2 MİLYON YTL CİRO YAPTI ….. > BU CİRONUN %80'i NET KAR…. > ÇÜNKÜ YAPTIKLARI BIRŞEY YOK Kİ, HAVADAN PARA TRANSFERI, BIR NEVI PARA > AKLAMA VE ALTERNATİF TRANSFER... > BIR YILLIK CİRO HEDEFLERİ *BİR MİLYAR EURO* > EVET yanlış duymadınız. Borsaya açılmadan 1milyar euro. Önümüzdeki senenin > sonunda 4 milyar euroya ulaşması bekleniyor…. > Yani İstanbul belediye işletmelerinin tam 4 katı büyüklükte bir ciro... > Üstelik İstanbul gibi ortada üretilecek bir şey de yok. > Diyarbakır aynı Diyarbakır ... > Bu para ne mi olacak ?... HAYAL GÜCÜNÜZE BIRAKIYORUM. > 4 MILYAR EURO CIROSU OLAN BIR BAYDEMİR... > ÖRNEK VEREYIM: APO ömr-ü hayatında DEGIL 4 MILYARI, 500 MILYON > EUROYU DAHI BIR ARADA GÖRMEMİŞTİR. > Yani bizim sümüklü Baydemir, olacak EKSELANS Baydemir... Ekselans kime > denir? Büyükelçiye falan... > Başka bir örnek vereyim, bu paranın karşısında hiç bir hukuk sistemi, hiç > bir askeri otorite duramaz. > Bu para ile istediğiniz devletin istediğiniz kurulusuna tesir edebilirsiniz. Koç Sabancı falan filan dahi, böyle bir gücün yanında titrer. Çünkü o adamlar, bundan daha fazla cirolara sahip olmalarına > rağmen, paralarını ticarette döndürdüklerinden toplu olarak servete hükmedemiyorlar. Yani kendi paralar sağda solda bağlı.. Fakat Baydemir 'in elinde toplanacak olan bu paranın maksadı belli. Kullanacakları yer belli.. > Bu konudan anlayan arkadaşlar otursun kafa yorsun. Yazın yazabildiğiniz kadar, > belki bir kac yurtsever duyar ve bir önlem alır. > Yoksa bir yıl sonra yurtsever olmak da bir işe yaramayacak !..... > Sen de listendeki tüm yurtseverlere bu maili gönder… Bilinçli toplum oluşturabilmeye senin de katkın olsun !.... > Her yurttaş görev başına, ülkemiz için………
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/11/2008 - HAYAT ÇOK KISA
EVLİLER OKUYUN..... BEKARLAR DERS ALIN..... :))) Can Dündar yine ustadligini konusturmus... > Evlilik, inanmadigim halde içerisinde 17 seneyi bitirdigim bir kurum benim > için.. 17 senede (abartmiyorum) 40 çift arkadasimin son verdigi kurum ayni > zamanda da... Evliligimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma > inanmamaktan geçiyor. > Evliligi toplumun dayattigi sekilde yasamamaktan... Nedir bu dayatmalar? > Erkegin muhakkak kadindan yasça büyük olmasi, egitim seviyesinin erkegin > lehine yada en azindan esit olmasi bunlarin sadece ikisi... > Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yasça büyük olmali ki, kadina 'hot' > dediginde oturmali kadin... Yada yumusatiyorlar; > -Efendim kadin erkekten önce çöktügü için (hani dogum felan) küçük olmaliymis yasi... > Egitimde de böyle.. Kadinin çok okumusu bilmis olurmus, evde kalmakmis layiki.... > ESiM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne 'hot' dememe gerek kaldi 17 senede, ne de > benden önce çöktü... > Yillar içinde ben yaslandikça o gençlesti, > -'Ooo Can bey kapmisiniz çitiri' esprilerine muhattap dahi oldum. > ESiM 3 ÜNiVERSiTE BiTiRDi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim.. > Ne o bana bilmislik tasladi, ne ben ona ezik baktim... Kulaga gelen müzik > tekse de, onu olusturan notalar farklidir der Halil Cibran... > Bunu unutmadik biz. > Ben konusurken o dinledi,ben dinlerken o konustu 17 sene. > O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o 'haklisin bitanem...' dedik, > Öfke bitip firtina duruldugunda 'ama bi de böyle düsün' de dedik fikrimizi > savunurken. > Farkli insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç için savasan > neferlerdik bu hayatta... > Asla bilmedik ne kadar para kazandigimizi, ortak cüzdanimizdan gerektigi > kadar aldik.. > Ne kadar çalarsa çalsin masanin üstünde telefon , kim bu saatte arayan > karsi cins diye sorgulamadik da ama... > Sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven'... ve güvenin ardina > saklanmis bir 'saygi' vardi daima... > Ne kavgalar, ne badireler atlattik 17 senede... > Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yasayacaktik... > Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamin disinda yattim > bi gece, misafir odasinda... > Gece yarisi kapi açildi esim; > -'Ne yapiyosun burda?' diye sordu kapinin esiginden, 'uyuyorum' dedim buz > gibi bi sesle... Gitti, gelmesi 1 dakikasini almisti elinde yastikla... > 'kay yana' dedi daracik yatakta. 'ne yapiyosun?' dedigimde 'benim yerim > senin yanin, sen gelmezsen ben gelirim' dedi... > Anladim ki o gece, en uzun kavgamiz yat saatine kadar sürecek... > Ve bence dogrusu da bu... > Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamiz haric.. > Kirsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadik birbirimize... > Toplum kurallariyla oynasaydik bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktik o > listede... > Ama oyunun kurallarini biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu,oynanan... > Evlilik; hesapsiz içine dalinmasi gereken bir oyun bence... > Topluma kulaklarini tikayarak hemde... Ne benim, ne de bizim > sözlerimizle... Sadece gönlünüzden geçtigince... > Dedigi gibi Ataol Behramoglu'nun; > '...Yasadiklarimdan ögrendigim bir sey var: > Yasadin mi büyük yasayacaksin, irmaklara, göge, bütün evrene > karisircasina.Çünkü ömür dedigimiz sey, hayata sunulmus bir armagandir. >Ve hayat, sunulmus bir armagandir insana...
CAN DÜNDAR
> Hayat kisa gelen bir battaniye gibidir. > Yukari cekersin ayak parmaklarin isyan eder. > Asagi cekersin omuzlarin titrer . Ama yine de, neseli insanlar dizlerini > karinlarina ceker, rahat bir uyku uyumayi basarir..........
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/9/2008 - STRESE GİRMEYİN
Strese girenin imanından şüphe erderim
'Az' konuşan fakat 'öz' konuşan büyükler vardır. Babam da bunlardan biridir. Çok sık bir arada olamadığımız için benim için bu 'öz'konuşmalar daha kısa olur. Birkaç yıl önce öyle bir laf söyledi ki sustum kaldım. Uzun süre kafamın içinde dolandı söylediği cümle. 'Strese girenin imanından şüphe ederim!' demişti babam. Stresle ilgili kitaplar okuyan, zaman zaman 'stresle mücadele'konusunda seminerler veren biri olarak, cümleyi çok ağır bulmuş olsam bile, kafamın içinde cümle dönüp durdu uzun zaman. Yaşadığımız yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu kadar kesin ve keskin bir ifade duymamıştım. Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın sıkıntıları ve zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği 'Strese girenin imanından şüphe ederim!' lafını attım ortaya. Arkadaşım 'doğru bir cümle' dedi. 'Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o insana bunun hesabını bile sorar' dedi.
* * * * * * * * * Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları kafaya takmak demektir. Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı hasta ediyor. Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta oluyor. Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor. Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor. Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor. Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor. Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor. Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabilir. Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz? Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize niçin aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi? Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak istiyorum. Hz. Eyyüb'ü hastalıkla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana tabi tutma hakkına sahip değil mi? Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan 'Allah'ım beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?' demiş olmuyor mu? Hz. Nuh'u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan edemez mi? Hz.İbrahim'i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla imtihan edemez mi? Hz. Lut'u eşiyle imtihan eden Allah'a, 'Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun ki?' deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Hz. Yusuf'u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de kardeşlerinizle imtihan ediyordur! Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna göre,bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir parçası değil mi? Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah'a 'Benim annemi / babamı niye alıyorsun ki?' deme hakkına sahip olduğunu mu sanıyor? 'En büyük acı evlat acısıdır!' denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar'Allah kimseye yaşatmasın!' derler. Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa'ya bile torpil yapmayan Yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız. 'Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız' diye kimse itiraz etmesin. Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah'a sığınan insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği 'insanı'acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı doğru anlamaktır. Unutmamalıyız ki, Peygamberlerine torpil yapmayan Allah,bize de torpil yapmaz.
* * * * * * * *
Stres ile iman arasında ki ilişki kafamın içinde uzun zamandır dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum. Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir söz. Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, 'Benim büyük bir derdim var!' deme, derdine dönüp 'benim büyük bir Rabbim var!' de.
Sait ÇAMLICA Eğitimci – Yazar
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/6/2008 - BİRAZDA GÜLELİM
İskoçyalının tavuğu
İngiliz'in bahçesine yumurtlamış. Biri "Tavuk benim, yumurta da benimdir" diyor. Diğeri "Benim bahçem, yumurta da benimdir." En sonunda İskoç "Bu böyle sürer gider. En iyisi birbirimize birer tekme atalım. Yerde en kısa süre kalan yumurtayı alsın" diyor. İngiliz de kabul ediyor. İskoç'un önce tekme atmasına karar veriyorlar. İskoç en ağır postallarını giyip geliyor. İyice bir abanıp İngiliz'in bacaklarının arasına bir tekme atıyor. İngiliz yarım saat sonra ancak kalkabiliyor. İngiliz tam tekmeyi atmak için hazırlanıyorken, İskoç yumurtayı uzatıyor: "Al senin olsun, bir yumurta için değmez."
PAPAZ ÖLMEK ÜZERE OLAN ADAMIN ÜZERINE EGILEREK; - "ÖLMEDEN ÖNCE ŞEYTANI VE ONUN KÖTÜLÜKLERİNİ LANETLE " DER . ANCAK ADAMDAN SES ÇIKMAZ . PAPAZ GENE; - "ÖLMEDEN ÖNCE ŞEYTANI VE KÖTÜLÜKLERİNİ LANETLE" AMA ADAMDAN GENE SES ÇIKMAZ . PAPAZ İYİCE KIZMIŞ BİR ŞEKİLDE ; - "NEDEN ŞEYTANI VE KÖTÜLÜKLERİNİ LANETLEMİYORSUN BE ADAM?" - "NEREYE GİDECEĞİMİ BİLMEDEN KİMSE HAKKINDA YORUM YAPMAK İSTEMİYORUM”.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/2/2008 - ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

BU BAYRAK YİTİRDİĞİMİZ ŞEHİTLERİMİZ VE ŞEHİT AİLELERİ İÇİN DALGALANIYOR ÜZÜNTÜLERİNİ PAYLAŞTIĞIMIZI UNUTMASINLAR,
ONLAR SADEC AİLELERİNİN YÜREKLERİNİ YAKMADI TÜM VATANI ETKİLEDİ SONUNUN GELMESİNİ İSTİYORUZ VATAN EVLATLARI ARTIK ÖLMESİN.
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/2/2008 - LÜTFEN DUYARLI OLALIM DAHA SONRA BİR BAKMIŞIZ BİZDE AMERİKAN MAL
yahu
biz ne kadar da
özel(LEŞTİRİL)mişiz Ô ÔÔ
Türk Telekom, Arap'ın.
Telsim İngiliz'in.
Kuşadası Limanı İsrailli'nin.
İzmir Limanı Hong Konglu'nun.. .
Araç muayene işi Alman'ın.
Başak Sigorta Fransız'ın.
Adabank Kuveytli'nin.
İETT Garajı Dubaili'nin.
Avea Lübnanlı'nın.
Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık..
Ermeni...)
Rakı , Amerikalı'nın.
Finansbank Yunanlı'nın...
Oyakbank Hollandalı'nın.
Denizbank Belçikalı'nın.
Türkiye Finans Kuveytli'nin.
TEB Fransız'ın.
Cbank İsrailli'nin.
MNG Bank Lübnanlı'nın.
Alternatif Bank Yunanlı'nın.
Dışbank Hollandalı'nın.
Şekerbank Kazak'ın.
Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.
Enerjisa'nın yar ısı Avusturyalı'nı n.
Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
İzocam, Fransız'ın.
TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
Demirdöküm Alman'ın.
Döktaş Fransız'ın.
Süper FM Kanadalı'nın.
Hepsi TÜRKtü.
Sadece 4.5 yıl önce.
Çok önemli....
ASIL DEGERİ 9 (DOKUZ) TRiLYON DOLAR DiKKAT 9 MiLYAR VEYA
9 MiLYON DEGiL 9 TRiLYON DOLAR...
ABD SADECE 40 KIRK MiLYON DOLARA KAPATACAK.
YAZIKLAR OLSUN....
KAPTIRANA, VERENE SUSUP SEYREDENE....
VATANINI SEVEN
HERKESE GÖNDERELİM, HEPİNİZİN BİLDİĞİ GİBİ ETİBANK öZELLESTİRİLECEK..
(VE ALICISI AMERIKA :-) VE BOR İŞLETMELERİ ETIBANK
BÜNYESİNDE. KONULAN FİYAT
40 MİLYON $.
LÜTFEN BİR DAHA OKUYUN VE LÜTFEN HERKESE İLETİN... YASADIĞIN
DÜNYAYI SORGULAYAMIYORSAN, BARI ÜLKENİ SORGULA.....
Önemli! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ..
Borla çalışan araba üretil di, Türkiye kiskacta. Arabayi bor madeniyle
calistiracak patentli 600 proje oldugu ortaya cikti.Turkiye, dünya
rezervinin yüzde 70`ine sahip ve uluslararasi teroristler Türkiye
uyanmadan bu kaynagi ele gecirmeyi planliyor.
TMMOB
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
İSTANBUL ŞUBESİ
!!!!! Hızlı Bir Şekilde Forward Edelim !!!!!
Hüseyin Aygün
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/8/2007 - GERÇEKTEN BİZİM ÜLKENİN HALİ FIKRALARA BİLE KONU OLDU AMA BAŞTAK
Gerçek bir fıkra
ABD, İngiliz ve Türk maliye bakanları bir araya gelmiş. Kamu çalışanlarının durumlarını görüşmektedirler. ABD Maliye Bakanı der ki: Bizim araştırmalarımıza göre kamu görevlilerimizin bir aylık geçimi için 1000 dolar gerekiyor. Biz onlara 1500 dolar veriyoruz. Bunun 1000 dolarını çeşitli ihtiyaçlarına harcıyorlar, 500 dolarını nereye harcıyorlar bilemiyoruz. İngiliz Maliye Bakanı sözü alır: Bizim araştırmalarımıza göre kamu görevlilerimizin bir aylık asgari geçim endeksi 1000 Sterlin. Biz çalışanlarımıza 1400 Sterlin veriyoruz. 1000 Sterlin'ini çeşitli ihtiyaçlarına harcıyorlar. 400′ünü ne yapıyorlar bilmiyoruz. Bizim Maliye Bakanı sözü alır: Bizim kamu çalışanlarının asgari bir aylık geçimi için 1000 YTL gerekiyor. Biz 500 YTL veriyoruz. Gerisini nereden buluyorlar bilemiyoruz.
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/8/2007 - YARIN MİRAÇ KANDİLİ HEPİNİZİN MİRAÇ KANDİLİ ŞİMDİDEN KUTLU OLSU
Miraç Kandili, nedir, peygamberimiz niçin miraca çıkmıştır, en iyi şekilde nasıl değerlendirilir?
İçindekiler
1. Miraç Kandili 2. Miraç Nasıl Oldu? 3. Peygamberimiz neden mirac'a çıktı? 4. Peygamberimiz Allah ile nasıl görüşebilir? 5. Bir insan göklere nasıl çıkabilir? 6. Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı? 7. Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi? 8. Miraçın benzeri bir olay var mıdır? 9. Miraçla gelen hediyeler 10. Miraç Gecesi Namazı 11. Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz 12. Kaynaklar
MİRAÇ KANDİLİ Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur. Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır:
“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)
Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle' anlatılır:
“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)
Miraç nasıl oldu? Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu. Bir rivayette Hz. İsa'nın doğduğu yer olan Betlaham'a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.
Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler. Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü'l-müntehâ'ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti. Hz. Cebrail'in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu. Süleyman Çelebi'nin dediği gibi
“Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti” İnşaallah...
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “50 vakit namaz” buyurdu.
Hz. Musa'nın, “Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.
Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail'in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke'ye döndü.
Sabah olunca Kabe'nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.
Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya uğradığını anlatınca Kureyşliler, “Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ'yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize soru yönelttiler.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı: “Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”
Bunun üzerine müşrikler: “Vallahi dos doğru tarif ettin” dediler, ama yine de iman etmediler.
O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk, tereddütsüz inanan” ünvanını aldı.
Peygamberimiz neden mirac’a çıktı? Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır. Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz'i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz'i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.
Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi'râcin bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.
Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi...
Peygamberimiz, Allah ile nasıl görüşebilir? Soru: “Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi ne demektir?”
Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O’ na sonsuz şekilde uzaktır. Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir. Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değildir. Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Miraça yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.
Bir insan nasıl göklere çıkabilir? Soru: “Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay'a ve Venüs'e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip gelebilir?”
Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman'ın Arşına çıkaramaz mı?
Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı? Soru: "Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?"
Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi gerekir.
Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.
Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir. Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü'1-Me'vâ'nın gövdesi olan Sidretü'l-Müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.
Peygamberimiz Miraça sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.
Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi? Soru: "Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?"
Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360 km/sn'dır.
Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?
Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.
Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.
İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak'a binerek şimşek gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.
Miraçın benzeri bir olay var mıdır? Soru: "Peygamberimizin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?"
Miraçın çok örnekleri vardır: Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir. Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir. İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit Miraçla kâinata arkasına alarak İlâhî huzura girebilir. Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor. Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar. Cennette, Cennet ehli mü'minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.
Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü'minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem Efendimizin bir anda Miraça çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve şüphesizdir.
Miraçla gelen hediyeler
Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.
İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.
Mü'minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.
Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir. Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.
Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.
Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir. Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)
Miraç Gecesi Namazı Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :
“Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim” duası okunur.
Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.
Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır. Bu namazın;birinci rekatında Fatiha’ dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Sevgi,Aşk,Hikaye,Örgü
Ne Ararsanız Sevgi Taneciklerinde.
 MySpace Layouts
Arkadaşlarım
• munev • lmaster • dostcadi • yunusum • gelincikler • janjanlidanbebislere • ebayar28 • maycan79 • goznuru • palmtree • sevgisepeti • elvanglbeycan1983 • yorgunasker13 • blogekle • geyikfm09 • bendencesitliyazi • hanimeller • hayatinicinden • gencer • hobibloglari • pastaland • vuslat78 • yapabildiklerimbunlar • aleynammca • mertce • cicim • selsun • lepidoptera • gazeellem • arstekin • guluyorum • rapunzelle • dolunayy
 saint st patrick's day 2006
Blogcu Toplist- Siteni Ekle

Ahsap boyama






Oyunlar
|